ALİ CAN POLAT : YARGININ MİLLİSİ OLMAZ

249

YARGININ MİLLİSİ OLMAZ

 

Düşünürken, konuşurken ve yazarken dilimizdeki kavramları ve bu kavramların, terimlerin kök ve kökenlerini, anlamlarını doğru bilmek ve yerinde, doğru olarak kullanmak zorundayız.

Tutuklu iken milletvekili seçilen bir kişinin cezaevinden tahliye edilmesi için Anayasa Mahkemesi bir karar vermiştir. Bu karar yürürlükteki Anayasanın 153. maddesi uyarınca yürütme, yasama ve yargı organlarını bağlayıcı nitelikte olduğundan uygulanması zorunludur.

Buna karşılık sanığın yargılamasını yapan ceza mahkemesi karar verememiş ve dosyayı Yargıtay Ceza Dairesine göndermiştir. Yargıtay Ceza Dairesi ise karara uymak yerine kararın yerinde olmadığını gerekçe yaparak Anayasa Mahkemesinin ilgili milletvekili hakkında “hak ihlalinin kabulü yönünde oy veren üyelerinin hakkında suç duyurusunda bulunulmasına…” şeklinde bir karar vermiştir.

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Danışmanı Yargıtay Ceza Dairesi kararını savunmuş ve “Yargıtay’ın kararı ayrıca turnusoldur, kim Milli Yargıdan yana kim değil belli olur.” sözlerini içeren bir açıklamada bulunmuştur.

Yerel mahkemenin, Anayasa Mahkemesinin ve Yargıtay Ceza Dairesinin kararlarının hukuksal anlamları bir yana Anayasanın 153. maddesinin uyulma, uygulanma zorunluğu bir yana; hukuk danışmanının bu açıklamasında yer alan ve yukarıda tırnak içinde gösterilen cümlesinin hukuk terminolojisi içinde bir anlamı bulunmamaktadır. Şöyle ki;

Adaletin, yargının, yargılamanın millisi, milli olmayanı olmaz, olamaz. Kendisi bir hukukçu olan meslektaşımın da çok iyi bileceği gibi adalet ulusal değil evrenseldir. Her ülkenin gereksinimine göre farklı yasalar olsa bile bu yasaların dayanağını oluşturan hukuksal kavram/ıstılah/nosyon/aynıdır. Tüm ülkelerde örneğin yalan söylemek, hırsızlık yapmak gibi eylemler suç olarak nitelendirilmiş ve karşılığında yaptırımlar öngörülmüştür. Yargılamada esas alınan, ölçü kabul edilen bu kuralların toplumdan topluma değişmeyeceği bellidir. Yargılama birinin hakkının diğerine geçişine engel olmaktır. Tüm insan topluluklarına baştan bu yana hukuka uygunluk, hukukun üstünlüğü, yargılama sonucu çıkan karara uyma şeklinde bir anlayış vardır. Bu anlayış bizim milli anlayışımıza uymaz biz hangi kararlara nasıl uyacağımızı milli irademizle belirleriz gibi bir anlayış olmaz, olamaz. Bu güne değin hiçbir toplumda da olmamıştır.

Bir ülkede bu işlerle ilgili, görevli bakanlıklar da hiçbir zaman ve hiçbir ülkede milli olarak yani milli adalet bakanlığı şeklinde adlandırılmazlar. Ülkemizde ve örnek olarak alırsak Fransa’da adalet bakanlığının adı ministère français de la justice ‘dir. Aynı ülkenin eğitim bakanlığı ise ministère français de l’éducation nationale adını taşımaktadır. Ülkemizde de savunma ve eğitim bakanlıklarının başlarında milli sözcükleri olduğu halde bu ikisinin dışında kalan adalet bakanlığı ve diğer bakanlıklar için böyle bir sıfat eklenmemiştir.

Dünyada adaleti temsil eden simgelerdeki benzeşmeler de evrenseldir. Genellikle kullanılan simge bir terazidir. Bu, bir ulusun değil ulusların tamamına yakınının kabul ettiği bir simgedir. Bu kabul bize hukukun temel kurallarının insanlığın ortak malı olduğunu göstermektedir.

Adalet bakanlığı gibi örneğin sağlık bakanlığının da millisi olmaz Çağdaş dünyamızda savunma işleri ve eğitim işleri millidir/ ulusaldır ve öyle de olmalıdır.

Milli derken din ve inançlar, inançsızlıklar bu kavramın mutlak anlamda dışında olmak zorundadırlar. Millet/ ulus kavramı günümüzde geçerliğini sürdürürken din aynı gruplar arasında bile farklı bölünmelere neden olabilmektedir. Millet ve din kavramlarının örtüştüğü durumlarda hangisinin tercih edileceği de başlı başına bir sorundur.
Bu nedenlerle yargı milli olsun tarzında bir sistem isterken milletin bir grubunun benimsediği, bir grubunun karşı çıktığı inançlar arasında yargılama ve adalet işlevsiz kalacaktır.
Dinler dünya işlerini değil ahiret işlerini kendisine konu alırken milletler ülke sınırları içinde gündelik yaşamı düzenleyici kurallar koyar, uygularlar. Uluslararası sözleşmeler de ulus/ millet kavramının geriye çekildiği örneklerdir. Din kurallarının uygulanma yeri ise öteki dünyadır. Din kurallarının yaptırımlarını bu dünyaya taşımak din kavramına da aykırı olur.

Kavramlar konusunda en çok duyarlı olmamız gereken alanlardan biri de hukuktur. Bir hukuk belgesinde bir virgülün yeri bile bir kişinin veya topluluğun haksız bir şey edinmesine veya hak yoksunluğuna uğramasına neden olabilmektedir. Yazının başında sözünü ettiğim gibi yargının milli bir niteliğinin olamayacağını, hukukun evrensel olduğunu, hukukun üstünlüğü düşüncesinin toplumları ayakta tutan en önemli bir dayanak olduğunu belirtmek istiyorum.
Saygılarımla…