Büyük ekim devrimi…

287
EKİM DEVRİMİ’NİN KAZANDIRDIKLARI
Bu yıl Büyük Sosyalist Ekim Devriminin 91. yıldönümüdür. Eski Rus takvimine göre 25 Ekim 1917, yeni takvime göre 7 Kasım 1917 tarihinde gerçekleşen Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’yle Rusya işçileri ve emekçileri dünya tarihinde ilk kez, bilinçli, planlı ve örgütlü bir güç olarak burjuvazinin iktidarını yıkarak kendi iktidarını kurdular. Ekim devrimi ile birlikte buz kırılıp yol açılmıştı; o güne kadar bir ütopya olarak görülen işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi düşüncesi gerçekleşmiş, Ekim Devrimi dünya işçi sınıfına örnek bir devrim olarak tarihteki yerini almıştır.
Büyük Sosyalist Ekim Devrimi, emperyalist burjuvazinin korkulu rüyası olan devrim düşüncesinin gerçekleşmesinin adıdır. Dünya tarihinde birçok devrim gerçekleşti; tarih kölelerin isyanından, feodallerin, kapitalist burjuvaların egemenliğini kurduğu devrimlerle dolu iken, Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin ayırıcı özelliği ne idi? Nedir Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’ni ayırıcı kılan noktalar? Ekim devrimini ayırıcı kılan özellik; Paris Komünü deneyimi dışta tutulduğun da “bir sömürü biçiminin yerine bir başka sömürü biçimini, bir sömürücüler grubunun yerine bir başka sömürücüler gurubunu getirmeyi değil, insanın insan tarafından her türlü sömürülmesini ortadan kaldırmayı, kim olursa olsun bütün sömürücü grupları ortadan kaldırmayı, proletarya diktatörlüğünü kurmayı, bugüne dek var olan bütün ezilen sınıflar arasında en devrimci sınıfın iktidarını kurmayı, yeni bir toplum, sınıfsız, sosyalist toplumu örgütlemeyi almaktadır.” (Stalin)
Büyük Sosyalist Ekim Devrimi emperyalist ülkelerde proleter devrimlerin ilk örneğidir. Ekim Devrimi Lenin’in deyimiyle “buzu kıran, yolu açan ve gösteren” devrimdir. Büyük Sosyalist Ekim Devrimi ile emperyalist zincir en büyük kapitalist, emperyalist ülkelerden birinde, proletaryanın iktidarı ele geçirmesi ile ilk kez parçalandı; emperyalizm çağının ilk proleter devrimi olarak, yeni bir çağı, ‘emperyalizm ve proleter devrimleri çağı’nı başlattı.
Ekim Devrimi ve onun eseri olan Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeler işçi sınıfının burjuvazi olmadan, dahası emperyalist burjuvazinin tüm saldırılarına karşı ülkeyi yönetebileceğini, ekonomik ve siyasal bir güç olarak işçi sınıfının tarih sahnesinde bağımsız sınıf tavrı takınabileceğini, devletini kurabileceğini, yaşatabileceğini, bunu ilerleterek bir sistem olarak dünya çapında geliştirebileceğini göstermiştir.
Ulusal Sorun ve Ekim Devrimi Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’yle bir halklar hapishanesi olmaktan çıkan Rusya’da, devrimden beş yıl sonra, 30 Aralık 1922 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) kuruldu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulması, ezen ulusla ezilen ulusların olmadığı, tüm ulus ve milliyetlerin tam hak eşitliğine sahip olduğu çok uluslu bir devletin dünya tarihindeki ilk örneği idi.
Ekim Devrimi sonrasındaki süreçte, yasal eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla kalınmadı. Sovyet iktidarı değişik uluslar ve milliyetler arasında gerçek yaşamda var olan eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için sürekli ve sistemli bir siyaset yürüttü; bu doğru siyaseti pratiğe geçirerek ekonomik ve kültürel vb. alanlarda aradaki farklılıkları büyük oranda kapattı. Sosyalizm koşullarında gelişen bu süreç, 1956’da yapılan SBKP 20. Parti Kongresi’nde Kruşçev önderliğindeki modern revizyonizmin iktidarı tümüyle ele geçirmesiyle kapanmıştır. Modern revizyonizmin iktidara gelmesinin ardından ulusal sorundaki siyasette de, Marksist-Leninist siyasetten uzaklaşılmış ve süreç içinde yeniden ulusal çatışmalara yol açacak temeller yaratılmış; devletin çöküşü sürecinde de ulusal çatışmalar yaşanmıştır. Kruşçev’le başlatılan süreç Gorbaçov’la sona ermiştir.
Kuruluşunun 91. yıldönümünü yaşadığımız bugünlerde, değişik ulus ve milliyetlerin özgür iradeleri ve birliği temelinde kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin artık adı bile yok…1980’li yılların sonları ve 1990’lı yılların başlarında “SSCB”de yaşanan ulusal çatışmalar; tüm burjuvazi ve burjuva milliyetçileri tarafından, sosyalizmin ulusal soruna çözüm getirmediği, tek kurtuluşun, kapitalist düzende ve her ulusun kendi devletine sahip olması vb. biçimindeki görüşlere kanıt olarak ileri sürüldü, sürülüyor. Burjuva milliyetçiliğinin tüm dünyada at oynattığı bu dönemde, tüm burjuvazinin ve temsilcilerinin sahtekârlıkları; Ekim Devrimi’nin zaferinin, proletarya diktatörlüğünün kurulmasının; bunun doğrudan sonuçlarından biri olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulmasının insanlık tarihi açısından köklü bir dönemeç olduğu tarihi gerçeğini ortadan kaldıramadığı gibi, ulusal sorunun çözümü bağlamında da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kazanımlarını ve ulusal sorunun çözüldüğü gerçeğini de ortadan kaldıramaz.
Ekim Devrimi’nin hemen ertesinde, 2 (15) Kasım 1917 tarihinde yayınlanan “Rusya Halklarının Hakları Bildirgesi” ile ezilen ulus ve milliyetlerin üzerindeki ulusal baskıya son verilmiş; özgür iradeleriyle kendilerinin nasıl yaşayacaklarına, yani kendilerinin ayrı devlet kurup kurmamaya ya da birlikte yaşamak isteyip istememeye özgürce karar verecekleri koşullar yaratılmıştır.
Söz konusu bildirgede ulusal sorunun çözümü için dayanılacak ilkeler şunlardı:
1- Rusya’daki halkların eşitliği ve egemenliği.
2-Rusya’daki halkların, ayrılma ve bağımsız devletler kurma hakkı dahil olmak üzere kendi kaderlerini özgürce belirleme hakkına sahip olmaları.
3- Ulusal ve ulusal-dinsel her türlü ayrıcalık ve sınırlamanın kaldırılması.
4-Rusya’nın sınırları içinde yaşayan ulusal azınlıkların ve etnik grupların özgürce gelişmesi.
Milliyetler Kurulu kurulur kurulmaz bu ilkelere uygun somut kararlar alınacaktır.”
Böylece ulusal sorunda da çözülecek ilk görev olan siyasi alanda tam hak eşitliği, proletarya iktidarının ilk işi olarak sağlanmış, gerçek yaşamda, ekonomik ve kültürel vb. alanlarda da eşitliği sağlamanın yolu açılmış oluyordu. Bunun doğrudan sonuçlarından biri Rusya dışındaki ülkelerde de Sovyet iktidarlarının kurulması ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerin kurulmasıydı. Bu temelde başlatılan kampanyanın pratik sonucu 30 Aralık 1922’de gerçekleşti. 30 Aralık 1922’de toplanan SSCB 1. Sovyet Kongresi, SSCB’nin Kuruluş Deklarasyonu’nu ve Federal Sözleşme’yi onayladı. Böylece SSCB’nin kuruluşu da gerçekleşti.
SSCB’nin kuruluşundan kısa süre sonra gerçekleşen RKP(B) XII. Parti Kongresi’ne sunduğu raporda, “Parti ve Devlet İnşasında Ulusal Etkenler” başlıklı tezlerin altıncısında Stalin yoldaş şunları tespit etmektedir:” Ekim Devrimi’nin sonuçları yalnızca ulusal baskının kalkması, halkların birleşmesi için bir dayanağın yaratılmasıyla tükenmez. Gelişme seyri içinde Ekim Devrimi, halkların bu birleşmesinin biçimlerini de ortaya çıkardı ve halkların bir federal devlet halinde birleşmesinin temel hatlarını çizdi. Devrimin birinci döneminde, çeşitli milliyetlerin emekçi yığınları, kendilerini bağımsız bir ulusal büyüklük olarak hissetmeye başladıklarında; yabancı müdahalenin ise henüz gerçek bir tehlike oluşturmadığı bir sırada, halkların işbirliği henüz kesinlikle belirlenmiş, sıkı sıkıya saptanmış bir biçim almamıştı. İçsavaş ve müdahale döneminde, ulusal cumhuriyetlerin askeri öz savunmasının çıkarları ön plana çıktığında, iktisadi inşanın sorunları ise henüz gündemde durmazken, işbirliği askeri bir ittifak biçimini aldı. Nihayet savaş sonrası dönemde, savaşın yıkıma uğrattığı üretici güçlerin yeniden inşası sorunları önplana çıktığında, askeri ittifak iktisadi bir ittifakla tümlendi. Ulusal cumhuriyetlerin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği halinde birleşmeleri, işbirliği biçimlerinin gelişmesinde, bu kez halkların yekpare bir çok-uluslu Sovyet devleti içinde askeri, iktisadi ve siyasi birleşmesi karakterine bürünen son evresini oluşturur.
Böylece proletarya, ulusal sorunun doğru çözümünün anahtarını Sovyet düzeninde buldu, onda, ulusal hak eşitliği ve gönüllülük temeli üzerinde istikrarlı bir çok-uluslu devletin örgütlenmesine giden yolu buldu.” (Stalin, Marksizm, Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, sayfa 173, İnter Yayınları)
Kuşkusuz bu dönemde fiili alandaki eşitsizliğin ortan kaldırılması, siyasi alandaki eşitsizliğin ortadan kaldırılması kadar kolay olmadı. Sovyet devleti ekonomik alandaki eşitsizliği ortadan kaldırmak için var gücüyle çalıştı. Bu alanlardaki fiili eşitsizliğin ortadan kaldırılması, uzun zaman isteyen ve sosyalizmin inşasına paralel olarak gerçekleşebilecek olan bir işti. Buna rağmen revizyonist Gorbaçov’un da teslim ettiği gibi, “Bir zamanların kenar bölgelerinin hızlandırılmış geliştirilmesi hedefli siyaseti sonucu Sovyet iktidarı döneminde bütün birlik cumhuriyetlerinde güçlü ve çeşitli dalları kapsayan bir sanayi yaratılmış ve sosyo ekonomik gelişme dengelenmiştir. 1926’da eski sanayi bölgelerinde kişi başına sanayi üretimi, ulusal kenar bölgelerdekinin 38 katı iken, 1941’de 4,1 katına düşürülmüştür. Şimdi ise hemen hemen 2,3 katıdır.” (19 Eylül 1989 tarihli “Partinin Şimdiki Milliyetler Politikası Üzerine” yaptığı konuşmadan. Aktaran, Ulusal Sorun Üzerine Eğitim Notları, Yeni Dünya İçin Yayınları, sayfa 138)
Ekim devrimi ulusal sorun konusunda bunları yaparken, Osmanlı devletinin yıkıntıları üzerine kurulan ve “cumhuriyet” adı verilen 84 yıllık Türk devletinin çeşitli millet ve milliyetlere karşı tavrı; inkar, imha, baskı ve zulüm olmuştur. “Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” ilkesi Türk devletinin başından itibaren inkar ve imha politikasının vazgeçilmez anayasal gerekçesi olmuştur. Yeni anayasa taslağında bu madde aynen korunmaktadır. Eski vatandaşlık kavramı olan, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”yerine, yeni anaysa taslağında; “1982 Anayasasının 66’ncı maddesinde yer verilen “vatandaşlık” tanımı, bazı kesimleri dışarıda bıraktığı ve yeterince kapsayıcı olmadığı ve bazı kesimlerce eleştirildiği gerekçesiyle eleştirilmiştir.
Yeni anayasa taslağı bu haliyle kabul edilse bile özünde eskiden bir farkı yoktur. “Türk” kelimesi yerine, totolojik olma pahasına “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” anlayışı inkarcı politikanın anayasal gerekçelendirmesinden başka bir şey olmayacaktır. İşte 84 yıllık TC ile Ekim devriminin ulusal soruna yaklaşımı… Ekim Devrimi ve Emekçi kadınlar 1917 Ekim Devrimi dünya tarihinde ilk defa ve bir çırpıda kadınları aşağılayan ve onları ikinci sınıf insan gören tüm gerici yasaları tarihin çöplüğüne attı. Lenin, Ekim Devrimi’nin ikinci yıldönümünde yazdığı bir makalesinde haklı olarak Sovyet iktidarının kadınların kurtuluşu için burjuva cumhuriyetlerinin topunun 130 yılda yaptıklarından daha çok şey yaptıklarını vurguluyordu. Ve bunlar boş sözler değildi. Yeniyi yaratmak için önce zemini temizlemek gerekti. Çarlık döneminin tüm gerici yasalarını bir hamlede kaldıran ve kadın ve erkeklerin yasalar önünde tam eşitliğini tanıyan Sovyet iktidarı, bu konudaki kararlılığını ortaya koyuyordu. Ve en önemlisi devrime önderlik eden proletarya partisi atılan bu büyük adımın sadece bir başlangıç olduğunun bilincindeydi. Yasalar önünde eşitlik henüz gerçek yaşamda eşitlik değildi. Kadınların ekonomik, siyasal ve sosyal olarak eşitliklerinin sağlanması için zorlu bir mücadele ve bunun için adım adım uygulamaya konması gereken bilinçli politikalar gerekliydi. Sovyet iktidarı derhal bunları gerçekleştirmeye koyuldu.
Emekçi kadınları özgürlük ve eşitlik mücadelesinde güçlü kılan en önemli etmenlerden birisi de eğitimdir. Sovyet iktidarı bu alanda da o güne dek hiçbir burjuva devletinde gerçekleştirilememiş olanı gerçekleştirdi. Çarlık Rusyası’nda emekçi kadınlar tamamen eğitimsiz ve geriydiler. Ekim Devrimi’nin ardından başlatılan kampanyalardan biri de okur-yazarlık kampanyasıydı. Eski Rusya nüfusunun % 76’sı, kadınların ise % 87,6 okur yazar değildi. “Sosyalizmin yolu okur-yazarlıktan geçer” şiarlarıyla gerçekleştirilen ve yıllar süren büyük okur-yazarlık kampanyalarıyla 1930’lu yılların ikinci yarısında bu sorun esasta aşılmıştı. Bütün ülke çapında okul ve diğer eğitim kurumları ağı geliştirilmiş ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde bütün ülkede 7 yıllık zorunlu öğrenim tamamen gerçekleştirilmişti. Çarlık Rusya’sında yüksekokullar kadınlara kapalıyken, sosyalist Sovyetler Birliği’nde onlara bütün eğitim alanları açık tutulmakla kalınmıyor, kadınlar meslek eğitimi ve öğrenim alanında özel olarak teşvik ediliyordu.
Ekim Devrimi’nin ve sosyalizmin inşasının büyük kazanımı sadece Çarlık Rusyası’nda her türden haktan yoksun olan kadınlara siyasal hakların tam tanınmasıyla sınırlı değildi. Sovyet iktidarının büyük önemi dünya tarihinde ilk defa ezilen kadın kitlelerini, işçi ve köylü kadın kitlelerini aktif bir şekilde siyasal yaşama ve devlet yönetimine çekebilmiş olmasındadır. Genç Sovyet iktidarı daha işin başlangıcında sovyet seçimlerine emekçi kadınları çekebilmek için kampanyalar yürütmüş, bilinçli bir çaba harcamıştır. Bizzat Lenin, partisiz de olsalar kadınları sovyetlere seçme yönünde çağrıda bulunmuş, bu bağlamda Sovyet iktidarının tüm burjuva devletlerden farklı olduğunun bizzat pratikte gösterilmesine önem vermiştir. Devrimden 3 yıl sonra yapılan Sovyet seçimlerinde, 1920’de şehir sovyetlerine seçilen kadınların oranı % 5’tir. İktidar organları olarak sovyetlerin TC parlamentosuyla karşılaştırılamayacağı açıktır. Özdeki tüm farkı bir kenara bırakacak olursak 84 yıl sonra hâlâ parlamentoda % 5 kadın oranını yakalayamayan TC’nin durumu gözönünde tutulduğunda Sovyet iktidarının 3 yıldaki başarısının büyüklüğü ortadadır. Sovyetlerdeki kadın oranı sosyalizmin inşası süreci boyunca her yıl biraz daha artmış ve 1930’lara gelindiğinde üçte bir oranına varmıştır. Sovyet iktidarının 32. yılında -1949’da- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde 10 kadın bakanlık görevini üstleniyordu. 1955-1956 döneminde Sovyetler Birliği’nin en üst iktidar organı Yüksek Sovyetler içinde -tüm temsilcilerin % 25,8’ini oluşturan- 348 kadın yer alıyordu. Ve Sovyetlerde kadınlar en yüksek iktidar organları içinde yaklaşık üçte bir oranında yer alırken, Fransa’da, İsviçre’de, Arjantin’de vs. kadınlar henüz seçme ve seçilme hakkına bile sahip değildi. Bu başarı öncelikle sovyet iktidarına önderlik eden Komünist Partisinin çabasına bağlıydı. Komünist Partisi, Parti, Sovyet organları, sendikalar, kooperatiflerde, yani siyasal yaşamın bütün alanlarında emekçi kadınların temsil edilmesi ve güç kazanması için bilinçli ve tutarlı bir çalışma yürütüyordu. Onların yürüttüğü bu mücadele -tüm eksiklikleri ve yanlışlarıyla birlikte- işçi ve emekçi kadınları siyasal yaşama ve bizzat devlet yönetimine aktif bir şekilde katmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Evet, Lenin’in deyimiyle işçilerin-emekçilerin cumhuriyetinde “her aşçı kadın devleti yönetebilme” durumuna gelmiştir. Emperyalist burjuvazinin ideologları ve propagandacıları “Doğu Bloku”nun 1990’lı yıllarda çöküşünden bu yana, kapitalizmin komünist sisteme üstünlüğünün pratikte ispatlandığını büyük gürültülerle ilan ediyorlar. Emperyalist barbarlık, dünya nüfusunun % 80’ini açlık sınırında yaşamaya mahkum ederken, kapitalist sistemin “insan doğasına uygun” biricik sistem olduğu, komünizmin öldüğü her gün, her saat, her saniye emekçi kitlelerin kafasına kazınıyor! Emperyalist burjuvazi insanlık tarihi açısından büyük öneme sahip olan Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’ni unutturmaya çalışıyor! Büyük Sosyalist Ekim Devrimi onlara göre tarihin bir kazasından başka bir şey değil. Emperyalist burjuvazinin ideologları insanlığı yok olmaya götüren kapitalizmin barbarlığını gizlemek ve emekçi yığınların bilincini karartmak için her türlü hile ve yalana başvuruyor.
Ekim Devrimi’yle yolumuz açılmıştır, kazanımları kazanımlarımızdır.
Bolşevik Devrimden öğrenmek, yenmeyi öğrenmektir!
Ekim devriminin nihai senedi Sovyet anayasasıdır. Anayasanın birinci maddesi Sovyetler birliği sosyalist bir cumhuriyetir. Soveyetlerde mülküyetin tanımı şöyledir. Sovyet coğrafyasındaki bütün mülkiyet Sovyet halkının ortak mülküdür.
Sokaginsesi gazetesi genel yayın yönetmeni
Hasan Balcı